Sayın İlgili,
Size, ülkemizde hukuksuzluğun simgesi olan Silivri’deki hücremden altıncı kez yazıyorum. Yılbaşından itibaren her ay bir kez olmak üzere adresinize gönderdiğim “Hakikat Mektupları”nın gayesi, hepimizin eşit hissedarı olduğumuz devletteki, yargıdaki ve demokrasideki dejenerasyona dikkatinizi çekmektir. Bu vesileyle, bizzat muhatabı ve şahidi olduğum hukuksuzlukları ve haksız uygulamaları bilginize sunmaktır.
500 GÜN TUTUKLULUK İSTİSNA SAYILIR MI?
Bizim hukuk sistemimizde tutuksuz yargılama “esas”, tutukluluk “istisnadır”, değil mi? Öyle ise İBB Davasında delilsiz ispatsız 16 aydır özgürlüğünden mahrum bırakılmış olan 59 kişiye neden bu temel prensip uygulanmıyor? Bu ay 500. güne ulaşmış olacak bu uzun cezalandırma “düşman ceza hukuku” uygulaması değil midir? Bunca büyük ve keyfi zulmü uygulayan iradenin adil, haklı ve doğru bir irade olduğu söylenebilir mi?
YETKİ YOK, İMZA YOK
Tarafıma atfedilmiş olan ve mahkeme huzurunda tek tek çürüttüğüm suçlamalar ne profesyonel ne de kişisel olarak sahip olduğum bir yetki alanına girmektedir. Kanunlarımıza göre bir kişinin hukuken sorumlu tutulabilmesi için, isnat edilen eylemi gerçekleştirebilecek bir yetkiye veya pozisyona sahip olması gerekir. Dosya içeriğinde İBB veya iştirakleri içinde herhangi bir karara, eyleme veya yetkiye sahip olduğumu gösteren hiçbir kanıt sunulmamıştır, çünkü yoktur. Yetkinin olmadığı bir yerde suçun varlığından bahsedilemez.
Yine 2014 – 2025 yılları arasındaki eylem ve kararları yargılayan dosyada yer alan hiçbir belgede, dijital kayıtta veya iletişim süreçlerinde tarafıma ait bir imza, paraf, onay veya dijital iz bulunmamaktadır. Çünkü hiçbir belediye veya iştirak şirketinin yetkilisi olmadım. Böyle bir yetkim veya imzamın bulunmayışı, iddiaların dayanaksız olduğunu da sübuta erdirdi.
DELİL YOK, İRADE YOK
Ceza hukukunun bir diğer temel ilkesi “suçun şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması ve suçlunun suç işleme iradesinin açık varlığı” ilkesidir. Oysaki yargılandığım her iki davada da iddiaları destekleyecek nitelikte hiçbir somut ve maddi delil bulunmamaktadır. Keza dosyadaki hiçbir tanık ifadesinde suç işlemeye yönelik irademin olduğuna ilişkin iddia dahi yoktur. Hukuk, yorumlarla veya varsayımlarla değil, delillerle işler. Delil yoksa, suç da yoktur.
DEVLET SIRRI YOK, ESPİYONAJ YOK
Keza, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan tarihimizin en absürt “Casusluk Davası”nın 11 Mayıs 2026’da yapılan ilk duruşmasında da açıkça görüldü ki, ortada ne devlet sırrı var, ne devletin veya kamunun gizli kalması gereken sırlarını temin var, ne de bu bilgilerin verildiği bir devlet veya organizasyon var. Tam tersine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlerin yetkilendirdiği bir kişi olarak Hüseyin Gün isimli iş adamının mahkemeye sunduğu yetki belgesi, kendisinin casus olmak bir yana hükümet lehine yurt dışında çalıştığını kanıtlıyordu. Özetle, ortada TCK 328/1 maddesi kapsamında bir espiyonaj suçunun işlendiği iddiası duruşmanın ilk celsesinde temelsiz kaldı.
SIZINTI YOK, MANİPÜLASYON YOK
Gerek avukatımın dosyaya ibraz ettiği uzman mütalaası, gerekse mahkemenin re’sen atadığı bilirkişinin raporu, “Casusluk Davası”nın açılma nedeni olarak gösterilen 23 Haziran 2019 yerel seçimlerinde İBB’den hiçbir veri sızıntısının olmadığını; Dark web’de satışa sunulmuş olan ibb.gov.tr uzantılı sadece 17 mailin söz konusu olduğunu, bunların tamamının 2005-2018 yılları arasında Ukrayna ve Polonya kökenli iki hacker tarafından, İBB dışı web sitelerinden sızdırıldığını kanıtlamıştı.
Bu 17 e-mailin sadece iki (2) tanesinin gerçek olduğu, söz konusu mail adreslerinin her birinde kullanılan şifrelerin ise (en az 12 karakter içermedikleri, büyük ve küçük harfleri bir arada kullanmadıkları, harflerin yanı sıra rakam ve özel karakter içermedikleri için) İBB sisteminden alınmış olamayacağı, İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nın 3 Nisan 2026 tarihinde İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazdığı cevabi yazıyla bir kez daha sabit hale geldi. (Buraya tıklayarak ilgili cevabi yazıyı okuyabilirsiniz.)
Böylelikle “Casusluk Davası”nın tümüyle hakikat dışı bir kumpas ve masum vatandaşlar aleyhine kurgulanmış açık bir tertip olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Üstelik e-mailleri kullandığı anlaşılan eski İBB çalışanlarının 2000-2001-2005-2014-2015 ve 2018 yıllarında işten ayrılmış oldukları da belli oldu. Bir başka ifadeyle, İBB’den herhangi bir veri sızıntısı olmadığı gibi, yıllar önce işten ayrılmış İBB çalışanlarının artık aktif olmayan e-mailleri üzerinden seçim manipülasyonu yapıldığı iddialarının hakikat dışılığı da ortaya çıktı.
HUKUKSUZLUK VAR, KEYFİLİK VAR, ZULÜM VAR!
İster bu hafta yapılacak İBB Davasını izleyin, isterseniz 6 Temmuz Pazartesi günü yapılacak olan sözüm ona “Casusluk” Davasını izleyin; aynı şeyi göreceksiniz: Bu ülkede bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı sistemi keyfi bir hukuksuzluğu göstere göstere uyguluyor. Devlet vatandaşına hizmet etmek yerine orantısızca zulmediyor. Masum vatandaşlarının özgürlüğünü siyasi saiklerle elinden alıyor.
Size hatırlatmak isterim ki; orantısız devlet gücünün masum vatandaşlar üzerine böylesine keyfi biçimde boca edilmesi sadece zulüm değildir. Aynı zamanda devletin ve milletin geleceğini, birliğini ve varlığını tehdit eder. Osmanlı Sadrazamı Tunuslu Hayreddin Paşa’nın yaklaşık iki asır önce uyardığı gibi “İktidar hukukla sınırlandırılmadıkça ve mülkiyet devletin keyfiyetinden kurtarılmadıkça ne hürriyet kaim olabilir ne de devlet payidar kalabilir.”*
Hiçbir saikle devletimizin bu duruma düşürülmesine izin vermeyelim. Ne bugün ne de yarın.
Saygılarımla,
Necati ÖZKAN
Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu
9 no’lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu C61, Silivri
*Bağımsız İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun ilgili yazısını linkten okuyabilirsiniz:
https://www.mustafayeneroglu.com/tunuslu-hayreddin-pasa-ve-bitmeyen-sancimiz-2/