Gezi Parkı olaylarını nasıl okumalı?

Çevrecilerin çadırları yakılırken…

Gezi Parkı olaylarının yarattığı gerilim ne yazık ki hala devam ediyor.  İnanılır gibi değil ama, bir müddet daha da devam edecek gibi…
31 Mayıs 2013 Cuma sabahı, henüz küçük bir çevreci grubun eylemi iken nasıl oldu da iş akşam saatlerinde büyüdü? Nasıl oldu da, protesto küçük bir parktan çıkıp önce İstanbul’a sonra Türkiye’ye mal oldu? Nasıl oldu da, yüzbinlerce insan bu protestolara katıldı? Nasıl oldu da, toplumun her kesiminden binlerce insan bu olaylarda aktif birer protestocuya dönüştü?
Her türden dezenformasyonla işler çığırından daha fazla çıkmadan oturup sağlıklı kafayla düşünmeli: Neden, tarihte görülmemiş bir hızla yayıldı bu eylemler?
 

Gaz, gaz, gaz…

Herkesin gözü önünde gelişen durum şu: İşleri kontrolden çıkaran ilk fotoğraf, parkta eylem yapan çevreci aktivistlerin çadırlarının yakılması veeylemcilere aşırı şiddet uygulanmasıydı. Polis ve/veya sivil polis marifetiyle parktaki 30-40 genç aktivist korkutulmak ve parktan kaçırılmak istendi. Cuma günü, gün boyu polis tarafından çevrecilere ve protestoya yardıma gelen küçük destekçi gruplara karşı kullanılan gaz saldırısı toplumun vicdanını sızlattı.
30 yılı aşkın bir süredir siyaseti yakından izlemiş ve siyasi iletişime kafa yormuş bir uygulamacı olarak şunu söyleyebilirim: 31 Mayıs Cuma günü akşam üzeri İstanbul Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ortak basın toplantısında kullandıkları yurttaş zekasıyla alay eden dil, olayların ikinci tetikleyici nedeni olmuştur.
Kendiliğinden gelişen refleks…
Siyasi iletişim işine profesyonel ilgimin doğal sonucu olarak 1 Haziran Cumartesi günü, Taksim’e her yönden ilerleyen kalabalığı yakından izlemek için sokaklardaydım. Sokaklarda yürüyenler tümden sivil, tümden sıradan, tümden vicdanının sesiyle hareket eden bu ülkenin gerçek insanlarıydı… Tek bir şey söylüyorlardı: Artık yeter! Daha fazla hayat tarzıma karışma!
Cumartesi günü polisin alandan çekilmesi bu sürecin tek doğru idari kararıydı. Aksi halde kararlı bir şekilde meydana yürüyen amcaları, teyzeleri, gençleri durdurmanın maliyeti çok yüksek olabilirdi.
Cumartesi akşam saatlerinde insanların sorunsuz bir şekilde Taksim’e girdiklerini görünce derin bir oh çektim. Çünkü ‘Sonunda akıl ve sağduyu hakim oldu… olaylar bitti.’ diye düşündüm.

Malesef öyle olmadı. En üst düzeyden yapılan açıklamalar fotoğrafın ne kadar yanlış ve komplo kafasıyla okunduğunu ortaya koydu.

Son 3 gündür telefonla görüşüne başvurduğum iktidar ve muhalif kanatttan önemli isimlerle gidişatı anlamaya çalışıyorum.

İktidar partisi milletvekili bazı dostlarım başta olmak üzere, hükümet kanadının Gezi Parkı protestoslarını ne kadar yanlış okuduklarını görüyorum. Dahası, görüşüne başvurduğum iktidara yakın gazetecilerin, STK liderlerinin ve hatta iş adamlarının olayların altında başka bir şey aradıklarını görüyorum. Hep birlikte neredeyse aynı şeye inanıyorlar… Örneğin şu tür cümleler duyuyorum:

‘Bu iş o kadar da masum değil! Nasıl olur da bu kadar hızla yayılır? Mutlaka altında çeşitli örgütler var… Belki Ergenekon…  Belki Suriye istihbaratı…  Belki Rusya…  Zaten bizi yıkmak istiyorlar… Mezhep kışkırtması var… CHP var… vs.vs.’
İktidar tarafından hiç kimse, muhtemelen sokaklardaki insanları bizzat görmedi. Sokakta olsalardı, insanları kendi gözleriyle görselerdi ne kadar yanlış değerlendirdiklerini anlarlardı.
Sokaktakileri bizzat gözlemiş, onlarla konuşmuş ve hatta çeşitli mülakaatlar yapmış bir şahit olarak söylüyorum: Olayların bu denli büyümesinin asıl nedeni iktidarın bu basit fotoğrafı yanlış okumasıdır. Kullandığı siyasi iletişim dilidir. Göreceğiz; bu dil değişmeden bu kriz çözülemeyecek! 
Buradan başta iktidar olmak üzere, bu ülkeyi yöneten vicdan sahibi her yetkiliye söylüyorum… Boş yere öküzün altında buzağı aramayın! Bu olayların altında başka bir neden yok, örgüt yok. Bu ülkeyi on yılı aşkın bir süredir doğru okuyan, önemli başarılara imza atan bir heyet olarak yolunuza devam edebilmek için durun ve aklıselimle bakın şu son bir haftaya…

Bazen bir kaç ağaç, sadece bir kaç ağaçtır. Ama doğru görmek için çabalamazsanız, o bir kaç ağaç başa bela bir krize dönüşebilir.

Putin, neden Putin?

3 Haziran 2013

Kara Propaganda Üçlüsü; Yeni Şafak, Takvim, AHaber!

3 Haziran 2013