Sayın İlgili,
Bundan tam bir yıl önce, 26 Ekim 2025’te, tarihimizin en hakikat dışı, en hukuk dışı davası olan “Askeri ve Siyasi Casusluk Davası” kapsamında tutuklandım. Daha ilk günden ben dahil tüm kamuoyunun anlamakta zorluk çektiği, her görüşten yurttaşımızın “bu kadar da olmaz” dediği bu davanın içeriğini size bir kez daha özetlemek istiyorum.
Böylelikle, sadece bana değil, yargı sistemimize, devletimizin esaslarına ve milletimize tehlikeli biçimde zarar veren bu keyfi zulüm hakkındaki hakikatlerin ortaya çıkmasına hizmet etmek istiyorum.
BU DAVA HUKUK DEVLETİNİN SINAVIDIR
İddianamesi çıktığında, bu davada bilinçli bir şekilde hakikatin büküldüğünü, kronolojinin kasıtlı bir şekilde karıştırıldığını, böylelikle gerçeklerin anlaşılmasının taammüden engellendiğini gördük. İsnatlar topu topu 17 İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çalışanına ait olduğu iddia edilen e-posta ve şifrelere dayanıyordu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göre bu 17 e-posta ve şifreleri marifetiyle 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yenileme Seçimi’ne manipülasyon karıştırılmakla kalınmamış, bu yolla “casusluk” suçu da işlenmişti.
Daha 11 Mayıs 2025’teki ilk duruşma başlamadan dosyaya giren üç rapor; uzman mütalaası, bilirkişi raporu ve Terörle Mücadele Şubesi raporu ortaya koydu ki:
- Söz konusu 17 e-posta İBB veri tabanından elde edilmemiştir.
- Bu e-postalar ve şifreleri 2019 yılından çok önce çeşitli özel sektör sitelerinden, kim oldukları tespit edilmiş şahıslar tarafından hacklenmiş, kamuya açık hale gelmiştir.
- Sızıntıların kaynağı asla İBB veri tabanı olmamıştır.
- İddianamedeki isnatların aksine ne devlet sırrı niteliğinde bir veri mevcuttur, ne de gizli kalması gereken bir bilgi, belge, veri söz konusudur.
Bir başka ifadeyle, tümüyle hukuk dışı, tümüyle hakikat dışı isnatlarla, hakikat yetki kullananlar tarafından bükülmüş, bu yöntemle masum vatandaşlara karşı gülünç iddialarla zulmedilmesine neden olunmuştur.
BU İDDİANAME YARGI SİSTEMİMİZDE ONULMAZ YARALAR AÇMA RİSKİ TAŞIMAKTADIR
Daha ilk celsede çöken iddianame, İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’ndan mahkemeye gönderilen resmi cevabi yazıyla bir kez daha yerle bir oldu. Söz konusu yazı, suçlamaya temel oluşturan 17 e-postanın sadece 2 tanesinin gerçek olduğunu; bunlardan da sadece 1 tanesinin gerçek kişiye ait olduğunu ortaya koydu. Ayrıca, son 20 yılda İBB uzantılı e-postaların şifrelerinde minimum 12 karakter kullanmanın zorunlu olduğu, 17 e-postanın şifrelerinin ise sadece 5-6 karakter içerdiği belgelendi.
İBB İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı’nın yazmış olduğu bir cevap yazısı hakikatin başka bir boyutunu gösterdi. Söz konusu 17 e-postanın sahibi oldukları iddia edilen İBB personelinden 16’sı 2019’dan çok önce işten ayrılmıştı.
İlk celsede çöken davanın seyrinin kontrol altında tutulması için mahkeme heyeti değiştirilmiş, bu utanç kaynağı iddianame tümden çürüdüğü halde yeni gelen mahkeme heyeti, hakikate, vicdana ve hukuka dayalı biçimde tahliye kararı verememiştir.
BU İDDİANAME HUKUK TARİHİMİZDE KARA BİR LEKE OLARAK YER ALACAKTIR
29 Eylül 2026 tarihindeki 3. duruşmada mahkeme heyetine ibraz ettiğim ve İBB ana davasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyaya eklenmiş bir resmî belge İBB ve iştiraklerinde sisteme ve veriye erişim yetkisi olan personelin listesini içermektedir. Buna göre, ne benim ne de sözüm ona “casusluk” davasında yargılanmakta olan diğer 3 sanığın “veri tabanına erişim yetkisi ve sorumluluğu” bulunmamaktadır.
Böylelikle, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin edilmesi” kapsamındaki tüm iddiaların gülünç, hakikat dışı olduğu bir kez daha ispatlandı.
Benim casusluk eylemine konu edilebilecek tek bir eylemim olmadığı gibi, ortada yarar elde ettiği belirtilen bir yabancı devlet veya örgütün de bulunmadığı; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddialarının tümüyle soyut, hakikat dışı ve maksatlı olduğu görüldü. Bu haliyle “casusluk” davası ülkemiz için de büyük bir utanç kaynağına dönüştü.
BU DAVA HUKUK ANLAYIŞIMIZIN BİR TURNUSOLU NİTELİĞİNDEDİR
Bir ülkedeki rejimi demokrasi yapan en temel mekanizma, hukukun işleme şeklidir. Eğer yargı “delilden sanığa” gidiyorsa, o ülkede kuvvetler ayrılığı sistemi vardır ve yargı bağımsız şekilde işliyor demektir. Hukuk devletinde ceza, kişinin kimliğine bakılarak değil; delilli ispatlı yasa dışı eylemine bakılarak verilir.
Yok eğer yargı “sanıktan delile” doğru işliyorsa o ülkedeki rejimin demokrasiyle hiçbir ilgisi kalmamış demektir. O ülkedeki rejim artık suçsuz günahsız, masum vatandaşlara karşı yargıyı silah gibi kullanan otoriter bir rejime dönüşmüştür.
19 Mart 2025’ten sonra ülkemizde görülen davalardaki ikili hukuk örneklerinin en müstesnası olan “casusluk” davası, bu nedenle, sadece absürt, utanç verici ve gülünç bir dava değildir. Aynı zamanda hukukumuzun turnusol kağıdıdır.
BU DAVA İKTİDAR İÇİN KÖTÜ BİR MİRAS OLACAKTIR
İnsanlar fani, devletimiz bakidir. Bu günler gelip geçecek, millet bugünleri hatırlayacaktır. Sözüm ona “casusluk” davası, hakikatin özünün bizzat yargı mensupları tarafından siyasi ikballer uğruna iğdiş edildiği, kimsenin hatırlamak istemediği bir ayıp olarak hatırlanacak. Oysa bir toplum hakikat olmadan, bir devlet hukuk olmadan, bir iktidar adalet olmadan payidar olamaz.
“Casusluk” davası, 25 yıllık mevcut iktidar için utanılacak, hatırlanmak istenmeyecek, siyasi miras olarak yanında durulamayacak bir vak’adır.
ADALET VE HUKUK GALİP GELECEKTİR
Özetle, ben bu davanın seçilmiş kurbanlarından biriyim. Bu davada, hüküm verilmeden ceza uygulanıyor. Yaşadığım tüm zulme rağmen, küçücük hücremde bu ülkede adaletin ve hukukun eninde sonunda galip geleceğine, birinci yılını geride bıraktığımız bu akıl dışı davanın tarihin çöplüğündeki yerini alacağına olan inancımı korumaya devam ediyorum. Sabrediyorum. Sebat ediyorum. Hakikate inanıyorum ve mahkemede sorduklarımı sormaya devam ediyorum:
“Siz gerçekten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve benim 2019 yılından beri casus olduğumu mu söylüyorsunuz, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu? Şaka gibi geliyor ama şaka dediğiniz bizim gerçekliğimiz, bu safsatadan dolayı tutukluyuz biz. Bu iddiaları ileri sürenler böyle diyor çünkü. 2019 yılından beri “casusmuşuz” ve devlet bunu 2025 yılında tesadüfen öğrenmiş, bu mudur devlet ciddiyeti!”
Bu utanç verici dava ile ilgili hakikatlerin yayılmasına destek olacağınıza inanıyor, ilgi ve hassasiyetiniz için teşekkür ediyorum.
Saygılarımla,
Necati ÖZKAN
Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu
B1-2, Silivri